30 Mart 2010 Salı
hırsız(ın) kollar(ı).
Like a letter in a stolen purse,
She was bored of her weight, she was bored of her words...
Sıkıntı, hiç bitmeyen bir sıkıntı, kapkara, ucu bucağı görünmeyen bir deniz sanki. Fazlasıyla durgun, potansiyel olarak fazlasıyla hırçın. Kendimden sıkıldım, sözlerimden sıkıldım, hayatımdan çok ama çok sıkıldım. İstediğim şeylere ulaşmak öyle zor ki. Hapsolmuş gibi hissediyorum kendimi burda, bu bedende, bu kelimelerin içinde. Çeşitli filozoflar (misal Wittgenstein) gerçekliğin kelimelerden ibaret olduğunu, daha doğrusu kelimelerle inşa edildiğini söylerler. Benim bir gerçekliğim yok, bir türlü tamamlayamıyorum sözlerimi.Olan yıkık dökük gerçekliğim de çoğunlukla yalan zaten. Durum böyle olunca, sıkılmamak tuhaf olurdu aslında. Burada boğulmamak, duvarların üstüme üstüme gelmemesi, eve girer girmez midemin bulanmaya başlamaması -güzel olurdu ama- olamazdı.
...she was bored of her look, she was bored of her name...
İnsanların daha bana bakar bakmaz hakkımda bir yargıya varmaları rahatsız ediyor beni bazen, çünkü herkes yapıyor bunu, ben dahil aslında. Sıcak bir insan gibi görünüyorsun, dedi bugün biri bana, seninle arkadaş olmak kolay, dedi. Kendime de o kolaylığı sağlayabilsem keşke. İlk izlenimleri de geçtim, değiştirmesi daha zor olan kendi elinle, özenle hazırladığın ve taktığın maskeler. Bataklık gibi hayat, hayatına doldurduğun her şey ayak bileklerine yapışıp seni daha da dibe çekiyor sen kurtulmaya, suyun yüzeyine çıkıp nefes almaya çalışırken, dibi boylayıveriyorsun.
Like the water when the sea got rough,
She was bored with the breeze, she was bored of her luck.
Hayat hep mi çok acımasız peki? Hayır değil. Nankörlük etmenin anlamı yok, fakat ufak tefek günlük zaferler de bana mısın demiyor bir yerden sonra, zaten fark etmiyorsun bile çoğunu. Şansına küsüyorsun, içine kapanıyorsun, kimseyle konuşamadıkça daha da kötüleşiyorsun, kısır döngü başlıyor yani. Kıramıyorsun. Fakat ne olursa olsun etrafında insanlara muhtaç hissediyorsun kendini. Kendi sözlerinden sıkılsan da, konuşurken sen bile artık kendini dinleyemiyorsan da, vakit geçsin diye konuşuyorsun. İnatla gülümsüyor, gülüyorsun. Yalnız kalmak, zaten aslında yalnızken en büyük korkun haline gelmeyi başarıyor. Başka bir yerde, başka biri olarak başlayabilecek olsan, maskelerinden, her şeyinden, adından bile kurtulmayı başarabileceğin bir yerde olsan, ya da sadece burada olmasan belki yalnızlıktan da o kadar korkmazdın. Burcu, Burcu kaldıkça, değişen bir şey olmayacak çünkü, ne burada, ne de paralel evrenlerde. Kendini yeniden sevmeyi öğrendiğinde, hayatını da sevecek belki. Belki de Burcu hala salak salak inanmak istiyor bir çıkış yolu olduğuna, olmasa bile inanmak. Nelere inandırıyor o kendini her gün, bir umuda mı inanamayacak?
She said, "Leave me alone but just don't leave me here, all right?"
Aye, all right...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder