There is this white wall, above which the sky creates itself---
Infinite, green, utterly untouchable.
Angels swim in it, and the stars, in indifference also.
They are my medium.
The sun dissolves on this wall, bleeding its lights.
A gray wall now, clawed and bloody.
Is there no way out of the mind?
Steps at my back spiral into a well.
There are no trees or birds in this world,
There is only sourness.
This red wall winces continually :
A red fist, opening and closing,
Two gray, papery bags---
This is what I am made of , this and a terror
Of being wheeled off under crosses and a rain of pietas.
On a black wall, unidentifiable birds
Swivel their heads and cry.
There is no talk of immortality among these!
Cold blanks approach us :
They move in a hurry.
- Sylvia Plath
Aslında Mad Girl's Love Song ("(I think I made you up inside my head.)") en sevdiğim şiiri olabilir ya da daha doğrusu en sevdiğim diyerek seçebileceğim bir şiiri yok bu kadının, neredeyse yazdığı her şeyi severim diyelim... Bi Sylvia Plath, bir de Virginia Woolf, çok benzerler bazı açılardan birbirlerine. Acı çeken ruhlardır, bir türlü huzuru bulamamışlardır. The Hours filminde bir sahne vardır, Virginia Woolf tek başına oturur tren istasyonunda, gidemez, zaten kocası da onu bulmuştur bile. "You can't find rest by avoiding people" - gibi bir laf geçer orda. Haklıdır da. Kendileridir çünkü sorun - ya da çözüm.
Bu iki kadını aklıma getiren John Frusciante'nin bir şarkısı oldu aslında. "The Will to Death" şarkının adı, orda da şöyle bir şey denmektedir, "The will to death is what keeps me alive, it's one step away, step away. Limitations are set, only then can we go all the way, all the way." devamı da çok pis can yakar aslında, yoldan geçen arabalara dikkat ettin mi hiç der, hızla yaklaşıp bir anda geçip giderler, ve onlar için hiçbir şey fark etmemiş olur - kısacası Frusciante abimiz metaforun kaşını gözünü yarar orda. Ama katılmadan edemiyorum o adama. Beni şu son birkaç senedir delirmekten alıkoyan neredeyse tek şey, Sartre'ın dediği gibi "Suicide is an alternative." görüşü belki de. Bitirebileceğini bilmek, bazen devam etmeni sağlayan tek şey. Virgina Woolf ve Sylvia Plath da o yolu seçmiş işte. Yapamayacaklarını, fazla acı çektiklerini ve karşılığında pek bir şey almadıklarını anladıklarında belki de hayata bir siktir çekip bitirmişler çilelerini.
Ha ben mi? Ben hala dayanıyorum bir şekilde. Hayallerim olmasa da kafamda belirli, yine de henüz işim bitmedi buralarda. Bir şeyler arıyorum, bazen buluyorum, ne aradığımı anca bulduğumda fark ediyorum. Bazen hiç bulamıyorum. Ama henüz vazgeçmedim, vazgeçemiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder