Her şeyi kafamda yaratmış olma ihtimalimden deliler gibi korkuyorum. Büyük ihtimalle de öyle zaten. Her şeyi ben uydurdum kafamdan. Bir sürü aslında hiç var olmamış an. Öyle bir hale geldim ki, bunu bile bile heyecanlanmaya devam ediyorum, kendime yalan söylemekte, kendimi kandırmakta sınır tanımıyorum. Şu anda her şey sadece benim kafamda oldu derken birazdan tek bir kelimeyle bütün umutlarım tekrar canlanabilir hatta. O kadar da salak bir bünye bu işte. O da işte o kadar acımasız.
Cevaplarımı beklerken ben beklentilerimden yoruldum. Artık bir şey beklediğim de yok gerçi, içimde her şey, kalbimde, beynimde. Ben her olası senaryoyu kafamda onunla yaşarken, o varsın bana bir cevabı çok görsün, ne olur? Kimse kalp kırılmasından ölmemiş ya da salaklıktan... Zaten gitmeme o kadar az kaldı ki. Geçecek, bunların hepsi geçecek, unutulacak, başka türlü bir çıkış göremiyorum çünkü. Where is the trap door, the cartoon escape hatch for me? Yok hiçbiri. Eternal Sunshine aklıma geliyor bu ara sık sık, yeniden izlemeye de cesaretim yok aslında, ne onu ne de (500) Days'i. Melodram bağımlısı ev kadınları gibi bu iki filmi üst üste defalarca kez izleyip ölebilirim. Ölsem ne olur ki zaten... mutlu olur muyum o zaman? Sanmıyorum. Ama şu ruh haline körükle giderek bunları izlemek, the Smiths, Frusciante, Tindersticks etc. dinlemek tam bir ruhani intihar.
Neyse şimdi bu salak gidip biraz daha dibe vuracak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder