24 Şubat 2010 Çarşamba

vakayi pisikoloci.

Daha okulun açılmasının üzerinden 3 gün yeni geçmişken bir insanın bu kadar ödevi olması ne kadar acıklı bir durum. Yarına okumam gereken yaklaşık 25 sayfa ingiliz edebiyatı tarihi, çevirmem gereken bir psikoloji metni ve yine okumam gereken onlarca sayfa ekonomi metni var. Bazen acaba benimle dalga mı geçiyorlar diye düşünmeden edemiyorum sevgili blog. Günde en az dört saati trafikte geçirmem yetmezmiş gibi akşam deli yorgun eve vardığımda nasıl bir verim sağlayabilmemi bekliyorlar acaba... Herkes yurtta, ya da en azından okula yakın bi yerde yaşamıyor kardeşim demek istiyorum hocalara. İnsaf demek istiyorum bir de. Hakkaten insaf. Lütfen zaten hassas olan psikolocimi sarsmayınız, beni ağlama krizlerine ve kabuslara geri yollamayınız, would you please fuck off?... Aynı şey bi de birkaç kişi var ki, onlar için de geçerli. Delirtmeyin beni, inadına mı söylüyorsunuz bazı şeyleri, demek istiyorum onlara da. Açık fikirli, modern geçinen insanların maskeleri düşünce bazen çok koyuyor biliyor musun blog? Bir bilseler... ah, bir bilseler. Yine aynı şeyleri söylerler miydi acaba, yine dalga geçerler miydi o çocukla? En azından benim yanımda çok süper iyi arkadaş pozundayken şimdi, o zaman da yüzleri olur muydu? Yoksa ben de mi dalga geçilen olurdum bir anda, vebalı gibi kaçarlar mıydı benden? Zaten saklanmak yeterince zor, bir de psikolojik tacize ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. İnsanlar bilmeden, fark etmeden beni o kadar çok kırıyorlar ki blog. Ben fazla hassasım galiba ama kırılmaktan yoruldum. Artık tamir etmeye de uğraşmıyorum, olduğu kadar idare ediyorum ama bazen kahretsin diyorum içimden, neden herkes bu kadar düşüncesiz, neden herkes bu kadar... kötü? Sözcüklerin nasıl yaraladığını ve yaraların ne zor iyileştiğini bilmiyorlar mı? İstemiyorum kimseyi, konuşmak istemiyorum, duymak istemiyorum, kulaklarımı tıkayıp bağırmak istiyorum sadece o tablodaki gibi. Herkes sarsalansın, suratlarına tokat gibi çarpsın istiyorum çığlığım. Benim bir çığlığım onların onlarca sözcüğü kadar acıtsın istiyorum canlarını. Onlar da söyleyemesinler içlerindekileri, onlar da gizlice acı çeksinler, acılarını bile gösteremesinler, düşüncesizce sarf edilen sözcüklerle kanasınlar istiyorum. Ama aslında isteyemiyorum da blog. Kesip atamıyorum insanları kolay kolay. Keşke yapabilsem.  

Hamiş: Ben zaten gereken hiç mi hiçbir şeyi yapmayayım, onun yerine blog yazıp boş boş duvara bakayım. bkz. kafa-duvar ilişkisi. Offfff.

Hiç yorum yok: