21 Şubat 2010 Pazar

oh my ellen.

Şu blogu beni tanıyan ama benim yazdığımı bilmeyen biri okuyorduysa (yuh), şu anda  yazacaklarımla kendimi açık edeceğim. Neyse o cümleye ne gerek vardı emin değilim ama yazmış bulundum bi kere. Yarın okul açılıyor. Bugün yapmam gereken hiçbir şeyi halletmemiş olduğumdan yarın iki ders arası iki saatlik boşluğumda taksim'e gidip okula dönmem gerekecek. Biri beni şimdiden öldürsün ya. Ben de neskafe üzeri bira üzeri türk kahvesi üzeri ağrı kesici içip kafayı bulduktan sonra - ki asıl amacım kafayı bulmak değildi, baş ağrımı geçirmekti - ani bir kararla Ellen DeGeneres stand-up'larını izlemeye başladım.

Bu stand-upların ilginç yanı, ya da benim onlarla olan garip ilişkim diyelim, bi kere kadının bütün gösterilerini toplamam yaklaşık bir yıl almıştı, ama azimle internette her yeri aramış ve kotayı aşma pahasına indirmiştim. Şu anda her bir repliğini, baştan sona söyleyebilirim hatta mimik ve jestleri bile taklit edebilirim, onbeş onaltı kezden fazla izlediğimden eminim, sonra saymayı bıraktım... her iki üç ayda bir oturup hepsini üst üste izlerim. Sıkılmadan, her seferinde gülerek. Obsesif bi durum olabilir, ama sadece ellen'a duyduğum aşırı sevgi yüzünden değil, hakkaten iyi komedi oldukları için izliyorum.

Sonuçta yarın okul var. Şu anda deli gibi gülüyorum. Ama yarın yorgunluktan ölücem, bunu da hiç mi hiç iplemiyorum. Bakınız ne demiş ulu ellen:

"- Are you sad? Do you get stressed? Do you have anxiety?
 - Yes... Yes, I have all those things, I'm alive!"

Haha genius!

Hiç yorum yok: