Çocukluk günlerimdeki gibi hissediyorum kendimi. Atari oynarken binbir çabayla son bölüme kadar gelip son kötü adamla savaşırken öldüğümde - ki bu sinir bozucu derecede çok olurdu - ekrana gelen o "Game Over" yazısına karşı beslediğim hisleri bunu yaşamamış birine anlatamam heralde. Önce üzülürsünüz, gözleriniz falan dolar eğer kendinizi çok kaptırdıysanız, sonra karnınızdan bi yerden başlayarak bütün vücudunuzu derin bir öfke kaplar. Daha sonra gelen oyun konsollarının heyecan yaratma konusundaki eksikliği, en azından benim üzerimde, atarinin kaydedilemez olmasından kaynaklanır bence. Heyecan öyle basit bir heyecan değildir, oyuna kendini iyiden iyiye kaptıran için bir gerginlik kaynağıdır hatta. Neyse, konuyu dağıttım yine.
Oyunlardan atariden falan bahsetmemin nedeni nostalji yapmak değil burda, daha çok şu anda yaşadığım duyguyu anlatabilmek. Nereye baksam dev bir "game over" yazısı görüyorum bu aralar. Kendime ne söz verdiysem bozdum son birkaç ayda, bir daha yapmayacağım dediğim neredeyse her şeyi yaptım, yapacağım dediğim hiçbir şeyi de yapmadım. Epic fail.
Üniversiteye başlarken kendime verdiğim sözlerden biri, kimseyi o kadar da takmamaktı. Yeni bir hayat demiştim, umursama artık. İnsanlar ne düşünürse düşünsün, ne beklerse beklesin. Yapamadım. Hala deli gibi umursuyorum etrafımdakilerin ne düşündüğünü, hala herkesin önünde farklı biriyim.O kadar fazla ben var ki, yoruldum artık hepsine hakim olmaya çalışmaktan. Ne kadar çok ben, o kadar çok yalan ve ben artık ne söylediğimi unutuyorum. Açık vermemeye çalışırken çok yoruluyorum. Hayat yeterince zor zaten, bir de bununla uğraşmak...
Sonuçta "game over". Kendimi öyle bir kıstırdım ki köşeye, tek çarem baştan başlamak. İnsanları kaybetmeyi göze alarak, üzülmeyi, bazılarını da üzmeyi göze alarak başlamak. Daha seçici davranmak, insanları gerçekten tanımaya çalışmak ve biraz daha açık olmak. Bilmiyorum, çok da kolay olabilecek bir şey değil bu, ama denemekten de başka çıkış yolu göremiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder