Müzik şu sıralar tahammül edebildiğim tek şey. Ne dizi izliyorum, ne film izliyorum ne de kitap okuyorum bu ara. Sadece, deli gibi, sabahtan akşama kadar müzik dinliyorum. Bugün durduk yere aklıma geldi bu şarkı, başka bir şarkının ortasında hem de. Aldığım ilk yabancı abümlerden biriydi, Dido'nun No Angel'ı. Teyzemin bana verdiği Savage Garden kasediyle beraber üst üste dinlerdim, günlerce. İngilizce desen, ortaokulun sonunda, hadi bilemedin lise başında bir çocuk ingilizcesi. İki albümü de ezberlemiştim ama dinleye dinleye. Şarkı sözlerine ilk kez geçen sene baktım, bir kaç kelime dışında hepsi doğru. Yalnız hiçbirini anlamamışım o ayrı. Sadece kelimeleri ezberlemişim... I just want to feel safe in my own skin... I just want to be happy again, I just want to feel deep in my own world... Honestly OK, en sevdiğim ikinci şarkıydı hep o albümde, ama bugüne kadar hiç bu kadar dokunmamıştı bu şarkı bana. Hissetmeden, yaşamadan anlayamıyorsun bazen. Kendine güvenini yitirmeyi geçtim, kendini kendi içinde güvende hissetmemek...
"But I'm so lonely I don't even want to be with myself anymore..."
...yalnızlığın öyle bir dereceye gelmesi ki, artık senin bile kendini terk etmek, bağışlayın ama siktirip gitmek istemen. Bunları şu anda anlayabilmem üzücü tabi, isterdim ben de hissetmeden sevmeye devam edeyim o şarkıyı. Olmadı. Bir anda kafamda çalmaya başladı. Durduramadım. On a different day if I was safe in my own skin, then I wouldn't feel so lost and so frightened. But this is today and I'm lost in my own skin... Şarkıyı daha önce dinlediğim belki yüzlerce kez korku yoktu içimde. Bu kadar dengesiz hissetmiyordum kendimi. Düşüncelerim beni korkutmaya başlamamıştı. Her an olabilecek en küçük şey bile beni uçuruma sürükler diye paranoyam yoktu. O zamanki burcu'nun inandığı ve istediği o kadar çok şey vardı ki... Her şeyi isterdim, bir kısmına kavuştum, geri kalanından ne ara neden vazgeçtim ben de bilmiyorum ama bir gün geldi, hiçbirinin önemi kalmadı gözümde. İstemem gereken - beklenen - şeyleri istiyormuş gibi yaptım, en büyük mutluluğum birkaç saat sürdü onları elde etmeyi başarınca. Resmen kayboldum, ve defalarca dediğim gibi, korkuyorum. Kendime güvenmiyorum. Sadece self-confidence anlamında değil üstelik, tekinsiz hissediyorum kendimi çoğu zaman, her an zarar vermeye ve zarar görmeye açık. Her ne kadar umutları gereksiz görsem de, umuda ihtiyacım yok, hiçbir şey iyi olmayacak desem de, ben mutlu olmak istiyorum. Eğer öyle bir şey varsa, gerçekten, o derece engin ve deli bir mutluluk, bir kez olsun ben de tatmak istiyorum. Şu günlere bakıp, ne zor günlerdi, sonunda geçti diyebileceğim günü bekliyorum.
"And I'm so lonely I don't even want to be with myself anymore. I just want to feel safe in my own skin... I just want to be happy again..."
Sonra da kendime kızıyorum, aptal beklentilerinle kendine umut aşılayıp sonra neden hayalkırıklığına uğradığını anlamıyorsun diye. Deli gibi çelişiyorum içimde. İçimdeki sesi susturmak için müziğin sesini açıyorum. Soranlara da yok bir şeyim, valla iyiyim diyorum... Honestly, truly okay. Yersen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder