8 Haziran 2010 Salı

resim.

Kalacağım yerden oda arkadaşıma kadar her şey belirli şu anda. Uçak biletine geri sayım yapıyorum. 7 gün kaldı, tam bir hafta. Sonra uzaklarda olacağım. Bir seneyi nasıl harcadığıma yanıyorum sadece, koca bir sene boyunca nereden nereye geldiğime bakıyorum, hayatımda neler olduğuna. Aslında hiçbir şey olmamış ama diğer yandan o kadar çok şey olabilirmiş ki, bu bile başlı başına bir olay.

Kendime çok kızıyorum aslında. Hem de o kadar çok kızıyorum ki... Söylemek istediklerimi hiç söyleyemiyorum insanlara, yapmak istediklerimi yapamıyorum. Hayat o kadar kısa ki... Birinci elden tecrübe ettim ben bunu bir de. Babamın ölebileceğini öğrendiğimde, annemi o kadar yıkılmış gördüğümde, galiba ilk kez o an öğrendim herkesin sonsuza dek yanında olamayacağını. Babam hastalığını atlattı, ama ben bu eylemsizlikten kurtulamadım. Hala doğru düzgün bir ilişkimiz yok. Uzağız birbirimize, ama bir yandan da hiç olmadığımız kadar yakınız, mesafeliyiz diyelim.

Düşünmeden edemiyorum, ben yokken birisine bir şey olsa... Allah korusun tabii de, dünya hali bu, diyelim oldu. Herkese söyleyemediğim o kadar çok şey var ki... En çok da seni seviyorum diyemiyorum ben. Anneme, babama, kardeşime, en yakın arkadaşlarıma, sevdiğim kişiye, köpeğime, odama, dünyaya... Herkesi, her şeyi garantide kabul ediyorum, öyle olmadıklarını çok ama çok iyi bilsem de. Bu aptallığım, aptallığımız, beni delirtiyor bazen.

Hayatın bu kadar karmaşık olmadığı günleri özlüyorum ben. En büyük korkumun annemin atariyi bozduğumu anlaması olduğu günlere. Saklambaçta fasulyeden oynatılmanın benim için dünyanın sonu olduğu günlere. Ama buraya da değil, yazlığa dönmek istiyorum. Oradaki çocukluğuma. Buradaki uslu kız geçmişimin aksine oradaki kural tanımaz burcu olmak istiyorum. Her gün yeni bir macera yaşarken, zamanın geçtiğini, evimi ve kendimi bile unutmak istiyorum yeniden. Belki o zaman ben biraz dinlenirim. Belki o zaman ben her gece ağlamam.

Elimde resimler var, hiç tanımadığım ve tanıyamayacağım insanların resimleri. Altmış yetmiş yıl önce çekilmiş siyah beyaz fotoğraflar. Bir zamanlar yaşamış, aynı oksijeni solumuş insanlar. Belli ki birilerine bir şeyler ifade etmişler, belli ki sevip sevilmişler. Ne oldu acaba sonra hayatlarında? O kadar ölüm gerçeğini yüzüme vuran bir şey ki onların fotoğraflarını bir sahaftan elli kuruşa satın alabilmek. Nasıl oraya geldi o fotoğraflar? Kim gözden çıkardı onları sonunda? Ben onlara ne kadar hikayeler yazsam da kafamdan, ne kadar merak etsem de, unutulmuş sayılırlar mı? Hayat ne korkunç bir şey. İnsanlar ne korkunç. Aynı zamanda ne kadar da korkaklar...

Yeni Türkü dinliyorum, Resim. Elimdeki fotoğraflara bakıyorum. Düşünüyorum. Tek yaptığım o zaten. Olanları, olacakları, olabilecekleri düşünüyorum. Başım ağrıyor. Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum.

Hiç yorum yok: