This time baby, I'll be bulletproof. Ya ne kötü şeymiş kararsızlık ve buna bağlı eylemsizlik. Kendimi kum torbası gibi hissediyorum, ağır çekiyorum aşağıya doğru böyle az kalmış arzın merkezine seyahate geçmeye sanki. Depresyondan bir nebze kurtarabildim paçayı evet ama şu berbat his gitmiyor. Ben öyle mal mal oturdukça kötü bir şeyler olacakmış hissi geçmiyor. Felaket senaryosu tam, ben hiçbir şey yapmıyorum ve aslında tam da bu nedenle kötü şeyler olacakmış gibi. Suçlanabileceğim bir eylemim yok. Ellerimi havaya kaldırsam bile, "ben yapmadım!" diye bağırsam bile bir işe yarayacağını sanmıyorum. Beynimdeki ben-polisi beni cezalandırır, hep yaptığı gibi, hiç şüphem yok. Düşünce suçlusuyum ben, sadece düşünüyorum. Düşünüyorum, bu nedenle yokum.
Alakasız bir ekleme olacak ama çok pis tatlı krizlerindeyim ya, öyle böyle değil. Canım aynı anda pasta, kurabiye, revani, lokum ve gofret çekiyor. Bilim şu pms olaylarına çözüm bulabildiği gün zil takıp oynayacağım yemin ediyorum. Hem sinirlerin gerile-boşala folloş olması engellenmiş olur valla bak etraftaki masumlar da kurtulur. Her ay en az 3-4 gün kamu zararlısıyım cidden. O günlerde penceresiz falan böyle dört duvar minicik bi hücreye kapatılsam yeridir. Zaten uyur dururum, olmadı kendimi duvara vurur parçalarım, toptan kurtuluruz. Oooof of.
Merak ettiğim şeyler var bu ara. Mesela şimdi bir süredir görmüyorum ya ben onu, hatta konuşmuyoruz bile, konuşma imkanımız bile yok ya hani, azalıyor bildiğin acısı. Peki o zaman yazın boru gibi kaç ay boyunca görmeyince tamamen de unutur muyum dersin Coni? Ben bilemedim. Peki ya görünce bir an barajdan taşan yağmur suları gibi -metafora bak hizaya gel lütfen- yeniden vurur mu bütün hissedilenler? Ölürüm lan ben o zaman. Aşırı duygu yüklemesinden kalbi infilak eden ilk insan olabilirim o derece. Yok canım olmuyordur zaten öyle bir şey... dimi? Yok de lütfen Coni ya... Korkuyorum.
Bir başka merak ettiğim şey de, şimdi benim dengesiz psikopatın teki olduğum bi gerçek. Bunu göz önüne alıp bir uçalım, başka bir hayatta, başka bir evrende oldu diyelim, istediğim oldu. O zaman da ister miyim böyle, sever miyim? Bunu da bilemedim mesela. Hani elde edince bazı şeylerin değeri azalırmış ya, öyle olur mu? Olmaz. Ama hiç belli de olmaz. Söz konusu kendim olunca kesin hiçbir şey söyleyemiyorum. Yıllar önce de öyle olmamış mıydı? En yakın arkadaşına aşık olduğunu sanan ben koskoca bir sene boyunca içim yana yana "en yakın arkadaş" statüsünü doldurmuş, sonra sonunda hislerime karşılık bulunca sadist bir şekilde aslında neredeyse hiçbir şey hissetmediğimi fark etmiştim.
Gerçi oraları baya karışık şimdi, hissetmiş miydim harbiden bir şeyler? Elbette. En azından hakikaten çok yakın arkadaştık, güveniyordum ona. Hala da güveniyorum, garip bişi bu, paylaşılan şeylerden çok önce kurulan bir bağ. Öyle fazla romantik bir insan değilimdir, ruhtur, aşktır falan saçma gelir bu muhabbetler çoğu zaman ama bazen insanların ruhları uyuşabiliyor galiba. Daha tanımadan, hani bazıları "enerji", "elektrik" vs. şeklinde tanımlıyorlar ya, o durum işte. Birine baktığında, gözlerinin tam içine baktığında bazen ona güvenip güvenemeyeceğini anında biliyorsun. Beni sevmiş miydi peki gerçekten? Zamanında inanamamıştım öyle bir ihtimalin olabileceğine açıkçası. Ben kendime şöyleyim böyleyim derim, takılma ona, başkalarının beni iyi bir gözle görebileceklerine pek olasılık vermem çoğunlukla. Kendimde sevmediğim özelliklerim çokçadır, başkalarının da anında onları görüp beni hayatlarında istemeyeceklerini düşünürüm bazen. Tamam iyi arkadaştık dedik, karakterimle ilgili sorunları, eksiklikleri biliyordu, buna ikna edebilirdim kendimi, ama fiziksel olarak? Benden daha güzel biri onu istese beni bırakıp gitmeyecek miydi sanki? Gitmemişti. Ben onun kalbini ikinci kez kırıncaya kadar da - aylar sonra olmuştu bu - beklemişti.
Belki de şimdi çektiklerim karma falandır ne bileyim, ahını almışımdır çocuğun. Ama şu da vardı ki, küçüktük daha. 15-16 yaşlarından bahsediyoruz, o yaşlarda kendini ne kadar yetişkin hissedersen hisset, çocuksun apaçık ortada bu. Şimdi de olsa gerçi ne fark ederdi ki? Sonuçta o kadar yakınım olan bir insanla bile yakın temas beni rahatsız ettiyse... Bir de hiçbir zaman ona baktığımda alev alev yanmadı benim yüzüm ellerim. Şu salak kelebekleri de hissetmedim. Elde etmekle alakası yoktur belki de o zaman bu durumun diyorum, çok daha bariz bir sorun vardı sonuçta ortada evet, kendisi erkekti. Yalnız, bir arkadaşlığı parçalamış olsam da en azından şu anda kafamda şüphe olmamasında büyük rol oynamıştır bu ilişkimsi şey. Olabilecek en mükemmel adayla bile olamadıysa, ohooo...
Bir de bu seferkinin şöyle bir farkı var, hani arkadaşına aşık olmak değil de, hoşlandığın kişiyle arkadaş olma yolunda ilerledikçe ona aşık olma durumu. Çok fena yani. Onun için uzaklaşmak gerek diyorum. Zaman geçmesi lazım, o gitmeyeceğine göre, benim çekip gitmem lazım uzunca bir süre. O kadar da güzel denk geldi ki zaten gidişlerimiz.
Evet evet, kesin unutulur. Unutmak iyi bir şey mi peki? O da başka bir blogda iç hesaplaşma konusu edilsin artık. Ben yoruldum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder