Zorunlu saçmalamamı yarıda kesip, asıl durum ve sorunlara gelmek istiyorum hemen (bkz. he-man'in totoloji olması sorunsalı). Ciddi ciddi peypırı yazmayıp dersi de bırakasım var. Çok kötü çooook. Son zamanlarda üst üste gelen ödev yap, sınava çalış, ödev yap, sınava çalış, ödev yap, ödev ödev ÖDEV! baskısından sonra zaten sene sonunun yaklaşmasıyla teklemeye başlayan bünyem durdu. Artık teklemiyor bile. Resmen durdu. Öyle mal mal bakıyor önünde duran yığınla kaynağa ve boş word sayfasına. Ve her zamanki gibi bu gerginliği atabilmek anca bir şeyler yazarak olabiliyor.
Yazamadığım bir şeyin stresini başka bir şey yazarak atabilmemi ben bile anlayamıyorum. Cidden. Hadi bu dönem bir şekilde bitti ve ben bir şekilde Amerika'ya gittim döndüm diyelim. Yine kolaylaşmayacak ki işler. Yine acı hep acı. Of. Aklıma her konuda İsmail Hoca'nın o sözü geliyor, bu yaşlarda yapmazsanız bir daha hiç yapamazsınız. Öss bağlamında demişti o ama yine de sayılır bence. Çok kötü davranmakta olduğum vücudum bile inatla dayanıyor pek bir arıza çıkarmadan, tamam migrenim var artık mesela, ya da ülser başlangıcına doğru son hız sürüklenmekteyim, çeşitli yemekleri binbir çeşit ağrı çekmeden yiyemez oldum ama en belirgin bi sivilcelerim var o kadar. Şimdiye bu yorgunlukla, yeri geldiğinde bir iki saatlik uykularımla ölmem lazımdı. Ölmedim. Ve pek tabiki elden ne gelir, can bedenden çıkmayınca.
İşte bu da böyle bir gençlik ve spor bayramı. Tatil olsun da ödev yapalım dediğim bir haftada, peypır sporuyla kutluyorum gençliğimi. Bu işte bir hassiktir, bir ama neden var.
Ah şu hafta bir bitse, hatta nasılsa bir şey olacağı yok, ah şu dönem tamamen bir bitse de siktirip gitsem buralardan. Evet küfredesim var, hem de çok. Bir de bağırıp çağırasım, ağlayasım var. Hayatımda düzgün giden bir şey göster de böyle hissetmeyeyim. Öyle ortada elim kolum bağlı bakınıyorum etrafımdaki her şey bir girdap gibi dönerken. Elimi hava akımına sokup girdaba katılmaktan korkuyorum.
Ama çok pis metafor yapmaktan, hayır asla korkmuyorum.
Zaman aynı anda hem çok yavaş hem de çok hızlı geçiyor. Nerde gördüğümü, okuduğumu hatırlamıyorum, nerde konuştuğumuzu ya da. Ama şöyle bir şey kalmış aklımda, zaman kavramı modern ve eski zamanlarda birbirinden nasıl farklıymış. Zamanı ölçmek, kendi kendimizi kısıtlamak sadece biz (kendini) modern (sanan) insanlara özgü. Garip. Eskiden zaman daha birleşik, iç içe geçmiş bir kavram, dün bugün yarın yok. Şu anda ise nanosaliselere kadar bölmüş durumdayız o kadar obsesif ve acınası mahluklarız işte. Benzer bişi de ekonomide kapitalizmin dünyaya hediyesi olarak demişti hoca, insanların normal bir işi yaparken ne kadar zaman harcadıklarını obsesif bir şekilde zaman tutarak ölçmek.
Modern çağın hastalığı da bu olsa gerek, her şeyi ve herkesi ölçmek. Zamanı ölçüyoruz, ama hiçbir yere yetişemiyoruz. Yetişemedikçe daha detaylı bir şekilde ölçmenin yollarını bulup, yine yetişemiyoruz. Hızımızı ölçüyoruz, gideceğimiz yerlere hep daha geç varıyoruz. Ağırlığımızı ölçüyoruz, gitgide obezleşiyoruz. Eşyaların değerini ölçüyoruz (sanki ölçülebilirmiş gibi) ama gitgide daha çok tüketiyoruz. Karşı olduğumdan değil, ama popülariteyi bile ölçüyoruz facebook, twitter vs. sağolsun. Arkadaş sayısını ölçelim çoğaltalım derken arkadaşlığı azaltıyoruz kavram olarak. Öyle şeyler işte, tıbbı geliştiriyoruz geliştirmesine ama gitgide daha da hastalaşıyoruz. Sorunumuz zihinsel çünkü, ruhsal. Çözemiyoruz. Kendi içimizde dolanıp takılıp düşüyoruz bir yere gelince.
Ben neredeyse hiçbir şey bilmediğimi bilen bir mahlukat olarak en azından hayatımı böyle yaşamak istemediğimi biliyorum. O kadar eminim ki kaptırırsam, rahat edeyim diye uyarsam bu ölçümlere, aslında şu bunalım ve sürekli sinir krizi hali geçecek. Ama bir yandan da öyle bir hayat olmaz olsun diyorum. Kapılırsam, geri çıkamam, büyürüm diye korkuyorum. Ben canım istediğinde oturup saatlerce aynı şarkıyı dinlemek istiyorum, ertesi gün sınavım olsa bile. Ya da yazılması gereken sayfalarca peypır varken, son haftasonumu dolu dolu, sevdiğim insanlarla gezerek, eğlenerek geçirmek istiyorum. Ölçe ölçe kısalmış zaten hayatım, bari elimdeki kısacık zamanı iyi geçireyim istiyorum. Çünkü geri gelmiyor zaman. Yaşın ne daha da bunu diyorsun deme, ya bana bir şeyler oldu, ya da zamana, o kadar hızlı olup bitiyor ki artık her şey, ben algılayana kadar üzerinden aylar yıllar geçmiş oluyor olan şeylerin. Ben anın içinde durmak istiyorum. Yavaşlamak istiyorum, inadına ağır vasıta modeli en sağdan gitmek.
Hayatta bana dayatılan şeylerin haddi hesabı yok ki zaten. Ben de bazen diyorum ki işte, buyrun dayatın, buyrun emredin, ama yapmamı beklemeyin. En azından çabucak yapmamı beklemeyin. Benim zamanım ayrı, benim zamanım yavaş, benim zamanım bana ait, başka da kimseye değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder