17 Mayıs 2010 Pazartesi

bitik.

Mükemmele yakın bir haftasonu. Sevdiğim insanlar, deli gibi yorulmamın her saniyesine değmesi. Ama yine de eksik olan şeyleri bana daha da şiddetli bir şekilde hissettirmesi. İnsan istediğine yaklaştıkça onu daha çok istiyor bazen, mevcut yakınlığı yetmiyor. Deprem gibi düşünülebilir. Merkez üssüne yaklaştıkça hissedilen şiddet artıyor, yıkıyor, kırıp geçiriyor.

Şebnem Ferah konseri vardı cumartesi. Bu sene ikinci Şebnem konserim, bu bir de m.'nin evlilikle ilgili laflarını hesaba katarsan kıyamet harbiden yakın olsa gerek. Ne güzel konserdi ama, ne güzel gözleri var kadının, ne güzel bakıyor. Artık eskisi gibi dinlemiyorum bile aslında. mp3'ümde bir şarkısı bile yok. Ama orada görünce hissettirdikleri... aşk ya. O kadar, aşk. Yanımda dünyada en sevdiğim insanlardan ikisi, okulumda sımsıcak bir mayıs gecesi. Hayat bazen güzel, hem de çok.

Ertesi sabah insanları uyandıramadan çıktım, geziye katıldım bu sefer. O cami senin bu kilise benim dolaş babam dolaş. O da güzeldi. Hatta zaman zaman, do I dare, yes, I do dare, daha bile güzeldi. Ama bugün, hem fiziken, hem de ruhen tükenmiş bulunmaktayım. Overload oldum. Ağlayasım, ama en çok da kaçasım var. Bir de, bunca haftanın boşa geçmiş olmasının verdiği... hayal kırıklığı, evet o işte. Neyse.

Bu hafta bir geçsin, öteki hafta da geçer zaten. Sonra tatil ve finaller. Sonra gidiş. Korkuyorum. Ama bir yandan da korkmuyorum. Kafayı yiyorum sadece. Bugünün dünden tek farkı, yarının bugün olmamasıydı.

Hiç yorum yok: