Hani bazen olur ya kelimeler karışır kafanızda, bir şey söylemek istersiniz de sadece anlamsız sesler yumağı çıkar ortaya işte onları çok sık yaşarım ben, zekadan olsa gerek. (...) Çok ve boş konuşan birine "Ses kesini!" diye bağırırsın ya da bir kez bir kitapta da şahit olduğum ve çevirmene yakınlık hissettiğim "Gaz basa!" gibi anlamsız nidalarda bulunursun. Massachusetts'i okuyamaz Masasasasa... diye takılırsın, Pennysilvania, oluverir penisilinvanya... Derste hocaya "Anne!" ya da "Baba!" diye seslenirsin, bir tartışmada herkes konuşurken aklına parlak bir fikir gelir, diğerlerinin sözlerini bitirmelerini beklerken kendini tebrik etmeye başlarsın içten içe ve sonuç ağzını açtığında en başta ne düşündüğüne dair hiçbir şey hatırlamaz, birkaç beylik cümleyle toparlamaya çalışırsın durumu ya da konuyla ilgili bir espiri yaparsın ve senden başka kimse o espirinin konuyla ilgili olduğunu düşünmez...
Bunların çoğunu bizzat yaşadım ben, ve çoğunu da okulda yaşadım... Yeşilköy Anadolu Lisesi, okulum... Girdiğim günden bugüne hem bir an önce bitsin diye sabırsızlandığım hem de sona yaklaşınca tuhaf bir üzüntüye kapıldığım, eğitimi ve gereksiz disiplininden çok bunlara karşı kurduğum arkadaşlıkları hatırlayacağım yer.. Özellikle Lise 1'de çekilen kopyalar unutulur mu hiç, koskoca bir sene hazırlıktan sonra bünyeye matematik, fizik, kimya, biyoloji biraz fazla geldiğinden olsa gerek her derste kopya çeker olmuştum konuyu bilsem bile, kaç kez yakalanmanın eşiğine geldim, kaç kez hocalar tarafımdan yerim değiştirildi ben bile bilmiyorum, ama öğretmen masasına oturtulduğumda bile kopya çekmeye devam etmiştim onu biliyorum... Sonra ders kaynatma denemeleri, sınav öncesi hocaya gazete verme, gitgide gelişen kopya teknikleri -en temizi yanındakiyle fısıldaşarak yapmaktır aslında kanıt bırakmaz-, sözlü notu koparma çalışmaları...
Bu okulda bulunduğum 4 yıl boyunca dersime o kadar çok öğretmen girdi ki.. Bazılarını hiç ama hiç unutmayacağım, bundan adım gibi eminim, bazıları hayatı burnumdan getirirken, bazıları benim için sadece bir öğretmenden çok öte oldular. Dört senede 2 resimci, 7 ingilizceci, 5 edebiyatçı, 4 almancacı, 3 matematikçi, 2 tarihçi, 2 de din kültürü hocası girdi dersime, okula göre yüksek bir ortalama olsa da hepsinin dersi bir ayrıydı ve aslında eğlenceliydi de... Bazı derslerden nefret ederken başta çok sevdiğim hocalar sayesinde ısındım ki, ben olsam asla bana o şansı vermezdim, daha ilk dersten ben bu dersi hiç sevmiyorum diyecek kadar gözü kara olan bana...
Okulda katılmadığım etkinlik o kadar az oldu ki, dersime girmeyen ve artık girmesi de mümkün olmayan hocalarla çok iyi ilişkilerim oldu, istisnalar kaideyi bozmuyorsa tabi ki... Çenemi tutmayı öğrendim biraz, kime neyi nasıl söyleyeceğimi, belli şeylere nasıl ulaşabileceğimi... Hocaların da insan olduğunu, hata yapabildiklerini ve bunu kabul etmekten pek de hoşlanmadıklarını gördüm.
Her şeye rağmen, çok ama çok güzel bir lise hayatı geçirdim, tüm arkadaşlarıma, tüm öğretmenlerime teşekkür ederim ama en çok o en sevdiklerime... Siz kendinizi biliyorsunuz...
*Lise biteli 2 yıl oluyor şimdi, bu girdiyi nedense kaydedip, o zaman yayınlamamayı tercih etmişim. Ya işte o zamanlar bu blogu okuyanlar da varmış bir de... İlginç.
*Lise biteli 2 yıl oluyor şimdi, bu girdiyi nedense kaydedip, o zaman yayınlamamayı tercih etmişim. Ya işte o zamanlar bu blogu okuyanlar da varmış bir de... İlginç.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder