Amerika'dayım. Ucuz bir otelin en üst - üçüncü - katında odamın kapısının önüne çıktım, elimde dizüstü bilgisayarım, anahtarım ve biramla. Ayaklarım çıplak, üzerimde bir tişört ve bir şort var o kadar. Hava yaz akşamlarına yakışır bir şekilde sıcak. Yazarken en sık kullandığım orta parmaklarımdan sol olanını yakmayı, sağ olanını ise kesmeyi başardığımdan, bu satırları yazarken bir yandan hafif bir acı çekiyorum. Kulağımda kulaklıklarım takılı, Sia şu anda sadece benim için söylüyor, Breathe Me.
Aynı oksijeni soluyoruz biz arkadaşım. Arkadaşım diyorum, istemeden de olsa, başka neyimsin, neyim olabilirsin bilmiyorum. Merak ediyorum, sen de beni benim seni düşündüğüm sıklıkta aklına getiriyor musun? Ben burada yeni takıntılar bulsam da, yeni insanlarla tanışıp, bol bol içip, çok yorulup çok uyusam da seni çok özlüyorum biliyor musun? Keşke bilsen. Benim bir şey söylememe gerek kalmadan, birdenbire her şeyin farkına varsan. Olmaz ki, hayat bu, masal değil, mutlu sonla bitmemeli hiçbir hikaye.
Beni doğru düzgün - hatta hiç tanımayan biri döndü bana senin hiç sorunun yok aslında dedi. Dikkat çekmeye, farklı olmaya çalışıyorsun, her şeyi birbirine karıştırmışsın, mutlu olmaya çalışsana dedi. Hayata iyimser bak, sabah uyandığında güne umutlu başla dedi. İnsanlar hakikaten bunların öyle işe yarayabileceğini düşünüyorlar mı acaba? Hani bir sabah uyanacağım, artık sıkıldım, mutlu olayım bari diyeyim sonra da mutlu olayım. Var mı böyle bir şey, akılları alıyor mu bunun olabilirliğini? Şaka gibi yahu.
İnsanlarla tartışacak, mutlu olmanın bir hedef olmak zorunda olmadığını, mutlu olmaya çalışmadan da elindekilerle yetinmeye çalışarak, sadece günü atlatarak, boş zamanlarında kendi kendine kaldığında sadece bunalımının ortaya çıkmasına izin vererek oldukça normale yakın bir hayat yaşayabiliyorsun işte.
Bir de çok düşünüyorsun dedi bana. Çok düşünmemeye çalış. Keşke sen de olaydın buralarda be arkadaşım. O anda eminim ki dönüp birbirimize bakardık, sadece ikimizin anlayacağı küçük bir gülümsemeyle. Sonra kafamızı çevirir, göz göze gelmekten kaçınırdık, en azından ben sana bakmaya cesaret edemezdim, yakalanmış hissederdim kendimi suç üstü.
Çok özlüyorum seni çok. Nasıl geçecek, geçecek mi bilmiyorum. İçimde sadece sen varsın, hiç benim olmayan sen. Ama ben hep senindim, ve hep seninim. Hep orada ya da burada bekliyorum, bekliyordum.
Şairin sözleriyle, felaketim oldun, ağlıyorum. Hem de mütemadiyen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder