7 Temmuz 2010 Çarşamba

obsesyon.

Nasıl bir beynim varsa artık, kendine zaman geçirecek takıntılar yaratmadan duramıyor. Bu takıntılar da nedense hep insanlar oluyor. Bazı kadınlar. Hayatıma girdikleri anda a ne güzel kadın diyorum mesela, sonra bir iki kez bana insan olduklarını göstersinler, ya da gözümde bir şekilde değer kazansınlar, orada bitiyor iş. Beyin onlara sarmaya başlıyor, boş vakitlerimi kafamdaki kadınlar ve bölünmüş, parçalanmış benliklerim arasında paylaştırıyorum.

Burada bir supervisor'ım var. Kendisi son kurbanı oldu resmen bu hasta ruhun. Bugün aynı anda aynı şarkıyı söylemeye başladık temizlik yaparken, güldük falan. Böyle basit şeyler aslında paylaştıklarım, ama bu kadının hakikaten garip bir şekilde delicesine çekici olmasına engel değil.

Bir de tabi artık resmen kontrolden çıkan hormonlarım var elimizde. Yıllardır yalnızım, hadi onu da geçtim, gerçekten istediğim türde bir ilişkim hiç olmadı benim. Burada bile saklamak zorunda hissediyorum cinsel kimliğimi, bari diyorum en azından işte yapmasam, onu da ben beceremiyorum galiba. Yalan söylemek her zaman daha kolayıma geliyor, ama bir yandan da inanılmaz zoruma gidiyor.

Neredeyse her gece bir sigara yakıyorum artık. Ne yorgunluk kalıyor ne başka bir şey. Biliyorum, zararı kendime, ve biliyorum, annemle bunu tartışmaktansa bırakmak bile daha kolayıma gelebilir, ama şu anda yaşadığım yorgunluk, açlık, bunalım, stres ve hasret seviyelerine bir tek bu zehir iyi geliyor, ya da iyi geldiğine inandırmak istiyorum kendimi en azından. İçki alabiliyor olsaydım, büyük ihtimalle alkolik dönerdim eve. Heyhat, alamıyorum. Onun yerine tiryaki olacağız galiba bu gidişle.

Bir yandan istemiyorum içmeyi, kendi hayatıma zarar verdiğimin çok feci farkındayım. Ama bir yandan da banane be diyor içimden bir ses. Hayat benim hayatım değil mi? Bırak nasıl zarar vereceğime kendim karar vereyim, zarar verip vermeyeceğime de. Nasılsa her türlü bir gün ölüp gideceğim. Bari istediklerimi yapmış olayım.

Öyle şeyler işte blog. Fazla takmaya gelmeyecek şeyler yaşıyorum, sıkılmıyorum - daha doğrusu bunalmıyorum ama deliler gibi de yoruluyorum. Yorulmaktan da düşünemiyorum işte. En ufak bunaltı belirtisinde yanımda en yakın dostum içkim sigaram oluyor, o da bana yetiyor.

Oda arkadaşı durumu var bir de. Sevmiyorum aslında biriyle birlikte kalmayı ama odayı da her şeyden çok otel gibi kullandığımız için, günlük muhabbetlerden öteye gitmediğimiz sürece iyiyiz.

Yani en azından olmaya çabalıyoruz.

O da bir şeydir, değil mi?

Hiç yorum yok: