Merhaba, ne zamandır bu kadar yoğun bir muhabbete girmemiştik seninle. Bana zihnimin hala ne kadar bulanık, hala ne kadar tehlikeli bir yer olduğunu hatırlattığın için sana teşekkür etmek isterdim, ama daha çok soyuna sopuna küfredesim var, beni affet.
Son bir haftadır ağzıma sıçtın resmen. Bizimkilere söylemesem de şu aptal hastalığın da asıl nedeninin sen olduğunu biliyorum. Vücudum üzüntüden ve kaygıdan her zamanki gibi kendini korumayı bırakmış durumda. Geçen sene bu zamanlarda yine aynı şeyleri yaşıyordum ben işte, oradan o kadar tanıdık ki bu seferki bunalım, aslında çok ciddiye bile alamıyorum.
Geçen girdimde yazdığım, hayalsiz olmuyor görüşümü de yumuşatmaya karar erdim. En azından kısa bir süre için sadece şimdide yaşamam lazım. Beklenti ve hayallerimi olabildiğince azaltarak. Tamamen risk yönetimi ile ilgili bir durum aslında bu. Sona yaklaşıyorsak, yaklaşıyoruzdur. Ben elimden geleni yapıyorum, bunalım, ama geri dönüp, yazın başından beri tuttuğum defterleri okuyunca bir şeyi hatırladım. Hiç kimse ve hiçbir şey vazgeçilmez değil. Bunalım benim bir parçam belki, belki hiçbir zaman düzelemeyeceğim. Ama sonuçta, ölmedim, ölmüyorum, ölmeyeceğim. Devam etmenin bir yolunu her zaman için elbet bulacağım.
Deli gibi canım yansa da, zaman zaman önümü göremez olsam da, ne çıkar. Bunu yaşayan ilk insan ben değilim sonuçta, son da olmayacağım.
Yalnızca, daha mutlu olabilmeyi isterdim. En azından bunu hak ettiğimi düşünmüştüm, ne bileyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder