20 Nisan 2011 Çarşamba

başka şeyler üzerine yeni bir güzelleme.

Müziğin sesini sonuna kadar açıp, Bailamos gibi alakasız bir şarkı dinlerken kendimi bilmediğim bir ülkenin Akdenizimsi sahillerinde dans ederken hayal ediyorum. Her ne kadar yazı sevmesem de, yaz akşamlarını özlüyorum. Geçen senekileri de değil aslında, biteceğini bile bile bir şeyin tadını çıkarmak da zor. Hep orada kalayım mesela ben, o bilmeidğim ülkede. Havası hep öyle yumuşak, ama depresyon sıcağı da değil. Kumlardan öyle mutlu şarkılar fışkırsın, az insan olsun ama güzel insanları olsun bu yerin. Başka olsun, bambaşka olsun. 
Mesela oradayken zamanın nasıl geçtiğini unutayım. Ağaçlar olsun, upuzun ağaçlar, çocukluğumda evimizin ordaki kavak ağaçları gibi. Sonra kesmişlerdi o ağaçları. Alerjim olmasına rağmen çok ağlamıştım ağaçlar, özellikle de benim ağacım kesildiğinde. Ben çocukken ağaçlara tırmanırdım mesela, ama sadece kendi ağacımla konuşurdum. İnsanın doğduğu günde onun için ağaç dikilmesi güzel şey. O ağacı diken insan güzel bir insan. Onu kesense… neyse konumuz bu değildi. 
Zaman diyordum, orası öyle bir yer olsun ki, zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyeyim, birdenbire korkuyla ne kadar kendimi kaptırdığımı, nasıl meşgul bir insan olduğumu, nasıl büyüdüğümü fark etmeyeyim. Ne olursa olsun her gece deniz kıyısında ayaklarım ıslansın, zaman diye bir şey yokmuş gibi hissedeyim.
Gökyüzünü masmavi sevmem ben, çok tekdüze gelir. Bembeyaz pamuk gibi bulutlar olsun gündüzleri, ağaçların arasından görünsünler arada rüzgar estikçe. Kumlara sırt üstü uzanıp bulutların geçişini izleyeyim. Saçlarımın kum olmasını umursamayayım mesela, sonra gitmek zorunda olduğum bir yer, karşısında düzgün görünmek zorunda olduğum insanlar olmasın. 
Tatilim gelmiş benim, biliyorum. Ama şimdi öyle bir yer yok, onu da kabul etmek lazım. Asla öyle bir bir şey yapmama zorunluluğu olmayacak. Hep zorunda olacağım, içinde “zor” geçen her kavram gibi sevimsiz bir durum işte. 
Başka Türlü Bir Şey dinliyordum bu gece, tam da öyle işte. Başka Türlü Bir Şey olmalı diyorum kendime, başka türlü bir yer, tamamen farklı, tamamen yeni. Yok değil mi? 
Benden başka kendini dünyada kısılı kalmış gibi hisseden yok mu? Birine anlatmıştım ben bunu yazın, aslında birilerine. Beni çok da tanımayan insanlara, o kadar sarhoş olmuştum ki, o halimle açıklamaya çalışmıştım bazen gökyüzünün o kadar yüksek olmasının bile zoruma gittiğini, aradaki boşlukta bulunamamanın, insan olarak bu kadar sınırlı ve kısıtlanmış olmanın nasıl canımı sıktığını anlatmaya çalışmıştım. Çok abartıyorsun sen demişlerdi bana, mutsuz olman için neden yok, kendi kendini mutsuz ediyorsun demişlerdi. 
Daha ne isteyelim ki, yuvarlanıp gidiyoruz, çok da kötü değil gibi söz kümelerini her duyduğumda nasıl diken diken olduğumu anlatmamıştım bunun üzerine. Hani o reklamlar var ya, DAHA FAZLASINI İSTE diye bas bas bağıran, madem o kadar bilinçaltına işlemiş insanların, madem herkes sonucuna bakmadan tüketim derdinde, neden bu diğer şeylere yansımıyor? O kadar gerildim ki çeşitli sebeplerden, bir kez daha şu yukarıdaki cümlelerden birini söyleyen biri olursa bana ciddi ciddi, bu sefer patlayabilirim. 
Kendi kendini mutsuz etmek meselesine artık girmiyorum bile. İnsanlara mutsuzluğun değil, mutluluğun sebep gerektirdiğini, sebepsiz olmanın ille de kötü bir şey olmadığını hatta yeri geldiğinde insanı motive eden bir şey bile olabileceğini anlatamadım bir türlü ben.
Bilmiyorum, bazen cidden sorun bende galiba diye düşünüyorum, insanlara kendimi anlatamıyorum ya da ne bileyim, anlatmak istediklerim gerçekten saçma şeyler belki de. Benim gerçekliğim yanlış, belki gerçekten ben hep tersinden bakıyorum olaylara. Bilmiyorum. 
Ağaçlar, sahiller diyordum değil mi? Ağaçlar ve deniz bazı insanlardan daha iyi dinliyor insanı ihtiyacın olduğunda. 
Yoksa hep aynı şeyi papağan gibi tekrar ediyormuşum, insanları rahatsız ediyormuşum gibi geliyor. Mutsuzum dediğimde, bana nasıl mutlu olacağımı anlatmalarını istemiyorum ben, üzülmelerini de, geçer demelerini de. Mutsuzluk yeri geldiğinde Bailamos dinleyip kahkahalar atarken de yaşanabilir. O kadar korkutucu bir şey de değil yani, ille de yok edilmesi gerekmiyor. Öbür türlü sen problemli insan, karşındaki de sana katlanan kişi oluyor. Ve ben rahatsız oluyorum.
Bambaşka bir gerçeklik bulmayacağım sürece sahil falan da istemiyorum aslında. Başka bir şeyler istiyorum, bambaşka şeyler, ama bulamıyorum.

Hiç yorum yok: