18 Eylül 2010 Cumartesi

bilmek ya da bilmemek.

Zaman zaman tuhaf hislere kapılırım ben, çoğunlukla rüyalarımın etkisinde kalarak. Geçen gün de öyle oldu işte. Rüyamda halama veda ediyordum, bunun hemen ardından annemlerden yaklaşık beş gün kadar haber alamayınca aklımda binbir çeşit felaket senaryosu, ama özellikle de biri dönmeye başladı. Halamın ölmüş olması. Hala"m" dediğime bakmayın aslında, babamın halası kendisi. Benim için hayatımın en önemli, en sağlam figürlerinden biri. Modern bir kadın, özgür, yalnız ama gururlu, güçlü bir kadın. Sevgi dolu, ve tüm bunlardan ötürü saygı duyulası. Ananem ve babanemi de severim, hem de çok. Ama halamın yeri farklıdır. Bir çeşit asidir o benim gözümde, bir "matriarch" olarak bütün sülalenin başında, hem herkesin ailesine dahil, hem de aynı anda yapayalnızdır. Seksen yaşını geçmiş olmasına rağmen yakalandığı kolon kanserini de yenmeyi bilmiştir. Aslında bakınca, hayatımda kaybetmekten en çok korktuğum kişilerden de biridir kendisi. Uzakta olmanın en kötü yanlarından biri, her türlü haber için başkalarına güvenmek zorunda kalman. Ben bu konuda aileme güvenmiyorum. Özellikle annem, sırf beni üzmemek için bir sorun olsa da bana ben buradayken söylememe potansiyeline sahip. Bağlantı kötüydü, evde yoktuk dese de, ne kadar inanabilirim bilmiyorum. Ama inanmak da istiyorum. Belki sadece sinirlerim bozuktur. Belki sadece eve dönmeme bu kadar az kalması yavaş yavaş dank etmeye başlamıştır. Bilemiyorum.

Not: Eylül ayı bitti, eve döndüm. Döndükten sonraki gün halam bize geldi, beni görmeye. Erken yattım o gece, dayanamadım yorgunluğa. Sonra görüşürüz dedim. Görüşemedik.

Hiç yorum yok: